‘Parasız eğitim’ talebini yenilemek…
Milli Eğitim Eski Bakanı Hüseyin Çelik”in, geçtiğimiz nisan ayında yayınladığı bir genelgeyle, lise son sınıflarda devamsızlığın 20 günden 45 güne çıkarılması; Milli Eğitim”in içine yuvarlandığı sefaletin derinliğini göstermektedir.
“Artık dershaneleri özel dersleri ortadan kaldıracağız” iddiasıyla her yıl sınav sistemini değiştiren bakanlık; bu tutumuyla yıllardır halkı aldattığını(*), gerçekte her değişiklikte dershane sistemine destek verme kaygısıyla davrandığını kanıtlamıştır. Bakanlığın son genelgesi ise; artık bu desteğin üstüne tüy dikmek olmuştur.
Çünkü bakanlık bu genelgeden önce de, lise son sınıf müfredatını sınav kapsamına almayan, verilen lise eğitimiyle sınavın bağını kesen anlayışıyla; üniversiteye gitmek isteyen öğrenciye; özel dersler almayı, dershaneye gitmeyi bir zorunluluk olarak dayatmıştır. Böylece bakanlık bir yandan eğitimi sermaye odakları için kârlı bir alan haline getirirken, öte yandan da üniversiteyi; dershanelere gidecek ve en pahalı (Bu aynı zamanda “en iyi” demek) hocalardan ders alacak kadar varlığa sahip ailelerin çocuklarına açarken; özel ders alamayanlara, dershanelere gidecek parası olmayanlara daha baştan kapatmış olmaktadır. Bu; bakanlık ve onu temsil ettiği piyasacı, seçkinci zihniyet için bir taşla iki kuş vurmaktır!
İşte bu zihniyet; bu yıl, bir adım daha atarak, lise son sınıf öğrencilerine; “Okula gelip de ne yapacaksın, dershaneye git” demiştir.
Kısacası bakanlığın felsefesi, eğitimin özel olması ve özel okullarda okuyacak kadar parası olanların üniversiteye gittiği, yoksullar içinde de sermayenin hizmetine ihtiyaç duyacağı kadar zeki olanları “parasız okutacak” bir eğitimdir.
Milli Eğitim Bakanlığı bu genelgeyle bu doğrultuda bir adım daha atmıştır.
Milli Eğitim ve özel eğitim yandaşları elbette böyle yapacaktır. Biz de elbette onların bu doğrultudaki adımlarını eleştireceğiz. Ama bileceğiz ki, biz eleştirdik diye onlar ne yollarından ne de kararlarından dönmeyecektir.
Burada asıl şapkasını önüne koyup, “Biz ne yapacağız” diye düşünmesi gerekenler; velisiyle; eğitimcisiyle, öğrencisiyle “parasız, bilimsel, demokratik eğitim” isteyenlerdir.
Çünkü; şunu kabul etmek gerekir ki,” “parasız eğitim” dendiğinde, sadece okullarda alınan “katkı payına” takılıp kalınmış; böyle olunca da Milli Eğitim hem bu mücadeleyi püskürtmüş; hem de dershaneler ve özel okulların önünü açacak girişimlerini rahatça sürdürmüştür.
Gerçekte ise; “parasız eğitim” sadece “katkı payı” değil; özel okullarıyla, vakıf okullarıyla, dershaneleriyle eğitimin bir piyasa malına dönüştürülüp paralı hale getirilmesiydi. Ve bu başlangıçta da böyle ele alınmasına karşın; kolayına kaçılarak; “öğretmenin katkı payı toplamamasına” indirgenmiş; Milli Eğitim de öğretmenle sınırlı olmayan ve daha çok da Okul Aile Birliği”nin yönetimine gelen işbirlikçi, tuzu kuru velilerle bu işi çözme yoluna girerek; “katkı payı ödemem” direncini büyük ölçüde kırmıştır.
Şimdi açıkça görünmektedir ki; Milli Eğitim Bakanlığı özel okullara açılan krediler yanı sıra öğrencilerin dershanelerde gidip onlar üstünden bir yarışa sokulmasıyla da dershaneciliğe açıkça destek vermektedir.
Bundan bugün çıkarılacak sonuç ise; “parasız eğitim” talebini, “katkı payı”yla sınırlamayıp; dershaneciliğe, özel okulculuğa; sınavlarla lise eğitimi arasındaki bağın koparılmasına karşı çıkan bir mücadele olarak yeniden ele almaktır. Elbette gerçek bir mücadele alanı olarak!
Ötesi sadece yakınma ve çaresizliktir!
(*) Kimi eğitimciler, bakanlığın bu genelgesiyle dershane sistemine teslim olduğunu öne sürüyorlar. Ama, burada “teslim olmak” çok masum kalır. Çünkü; gelişmelere daha yakından bakıldığında, bakanlığın hâlâ lise eğitimini sürdürüyor olması, mecburiyettendir. Çünkü Çelik ve partisinin zihniyetinde devletine halka para almadan eğitim hizmeti vermesinin anlamı yoktur. Onlara göre eğitim parası olanların alabileceği bir maldır; tıpkı bütün öteki mallar gibi!
İHSAN ÇARALAN/ EVRENSEL
Okunma 298
Benzer iletiler:



