SUMERLİLERDE TUFAN, TUFAN’DA TÜRKLER
Muazzez İlmiye Çığ, şimdi de Tufan efsanesinin izini sürüyor. Çığ”a göre Türkler, Anadolu”ya 1000″li yıllarda değil, binlerce yıl önce gelmişlerdi ve gelirken de Tufan efsanesini birlikte getirmişlerdi. Dolayısıyla Sumerlilerin Tufan efsanesi Türklerden alınmıştır

Ünlü Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ, şimdi de Tufan efsanesinin izini Orta Asya”da sürüyor. Tufan konusu, şimdiye kadar birçok kez ve birkaç açıdan incelenmişti, ancak Muazzez İlmiye Çığ, Sumerlilerde Tufan, Tufan”da Türkler başlıklı kitabında konuya bugüne kadar hiç işlenmemiş başka bir açıdan yaklaşıyor. Yazara göre, “Tufan felaketi, Ortadoğu”da değil, Orta Asya”da gerçekleşmiştir; çünkü bu denli büyük bir deniz felaketi, coğrafi açıdan ancak Orta Asya”da mümkündür.” Ayrıca, “Türkler, Anadolu”ya 1000″li yıllarda değil, binlerce yıl önce gelmişlerdi ve Tufan efsanesini de birlikte getirmişlerdi. Dolayısıyla Sümerliler tufan efsanesini Türklerden almışlardır.”

Çığ; tezini, Mezopotamya halklarının, Türkmenlerin, Altaylıların, Kazakların, Azerilerin, Farslıların ve Hintlilerin Tufan efsanelerine dayandırıyor. Bu efsaneleri, Sümer tabletlerindeki Tufan efsanesiyle karşılaştırıyor. Çığ, önce Sümerlilere ilişkin genel bilgiler veriyor: “İnsanlık matematikteki ilk buluşları onlara borçludur. Zamanın yıla, yılın aylara, ayların haftalara, haftaların günlere ve günlerin de saatlere bölünüşü onlara aittir. (…) Hastalıklara karşı ilaçları onlar yapmışlar. Mimarlıktaki kubbe, kemer sistemi, künklerle su taşıma, nehir sularının tarım alanlarına akıtılması, yelkenlilerle ulaşım vs. onlar sayesinde gelişmiştir. Ağızdan ağıza gelen efsaneleri ve destanları yazıya geçirmeyi, onlar becermişler.” Tufan felaketini de ilk kez Sümerliler, kendi başlarından geçmiş gibi kayda geçmişler. Ardından önce Akadlar, MÖ. 1800″lü yıllardan başlayarak üç kez kayda geçmişler. Sonra bunu İsrailoğulları Tevrat”a almışlar ve onlardan da Yunanlılar ve Müslümanlar…

1875 yılında İngiltere Kraliyet Akademisi”nde George Smith adlı genç bir bilimci, Ninova”daki tabletler arasındaki bir tablette, Tevrat”ta yazılı Tufan felaketini okuyup anlatmaya başlayınca kutsal kitapların yazdıkları da sorgulanmaya başlandı. Çığ da aynısını yapıyor ve bugüne kadar doğru bildiğimiz bir iddiayı, yani Tufan Efsanesi”nin Ortadoğu kökenli olduğu tezini sorguluyor. Yazar önce Tevrat”ın ve sonra da Kur”an”ın ayetlerini aktarıyor. Yazılanları Sümer”deki efsaneyle karşılaştırıyor. Sonra da kutsal kitaplara kaynaklık etmiş olan Mezopotamya kökenli Tufan söylencelerine yöneliyor.

Tufan efsanesi ve ütopya
Tufan öyküleri 2000 yıl içinde üç ayrı zamanda, ikisi Akadca biri de Sümerce yazılmış. Sümer”deki baş kahraman Gilgameş”tir. Çığ buna Bilgameş diyor. Yani çok bilen, bilge… Sümer-Türk yakınlığına ya da aynı kökenliliğe ilk işaret burada konuyor. Ortak nokta ilk kez burada keşfediliyor. Çığ, Sümerce ve Akadca yazılmış Tufan efsanesinin çevirisini olduğu gibi kitabına da alıyor. Bu açıdan Çığ”ın kitabı daha bir önem kazanıyor. Tufan felaketiyle birlikte ölümsüzleşme, cennet ve ütopya kavramlarını da ilk kez burada keşfediyoruz. Bir bakıma cennet ve ütopya kavramı ilk kez Tufan efsanesiyle yazıya dökülüyor. Aslında efsane, insanlık tarihinin ilk dönemlerine ilişkin önemli bir bilgi de sunuyor: insanlık, demir çağına geçişle birlikte toprağı işliyor ve yerleşik hale geliyor. Sonra da tüketeceğinden fazla ürün elde etmeye başlıyor. Bu fenomen uygarlık açısından tarihsel bir moment oluşturuyor. Çünkü insanlık sınıflara bölünmenin alt yapısını da böylece inşa ediyor. Gerisi ise sınıf mücadelesi teorisinde belirtilmiştir. Bir yanda artı ürüne el koyan efendiler ve senyörler, diğer tarafta ise ezilenler ve köleler.

Tufan efsanesine göre geminin inşa edilmesiyle erdemliler kurtulacak ve insanlık yeniden “altın ve gümüş hırsının olmadığı/ toprağın herkesin ortak malı olduğu…/ bal gibi hurmaların yetiştiği,/ buğdayın kendiliğinden göverdiği/ sütün ve balın ırmaklar gibi aktığı bir diyara” ulaşacaktır. “Ne fakir, ne zengin, ne zalim, ne köle, ne kral, ne senyör, ne büyük, ne küçük kalcaktır… Herkes eşit olacaktır.”

Muazzez İlmiye Çığ tezini esas olarak jeolojik, arkeolojik ve linguistik bulgulara dayandırıyor. Sovyetler Birliği”nin yıkılmasından sonra Orta Asya”ya yönelik kazılar arttı ve böylece çok önemli bilgiler de günışığına çıktı.

Buna göre: Turan ovası bir zamanlar denizle kaplıydı. Bütün bu bölgeyi kaplayan deniz 6000 yıl içinde kururken, Hazar ve Aral gölleri de oluştu. Özbekistan Teşik Taş Mağarası”nda ve Kafkasya”da bulunan en eski insan kemikleri, buraların 80 bin yıl öncesine ait konaklama yerleri olduklarını göstermektedir. Gene Karadağ kültürünün en erken ve en somut kanıtı, mağara duvarlarına ve açıktaki kayalar üzerine yapılmış resimlerdir. Bu kültürün insanları, 80-30 binli yıllardan itibaren yaşayış tarzlarını, avlanma kültürlerini, hayvanlarla olan ilişkilerini şematik çizgi halinde resmetmişlerdir. İlk koyun türü ve buğday Orta Asya”dan Avrupa”ya gitmiştir. Sümer ve Orta Asya bağlantısının en belirgin kanıtları Türkmenistan”da bulunmaktadır. Buranın “Anav”, “Altın Tepe”, “Marguş” ve “Part” gibi yerlerinde yapılan kazılarda tıpkı Sümerlilerinkine benzeyen ve MÖ 6000 yıllarına ait kullanım eşyalarına rastlanmıştır.

Efsanenin kaynağı
Türkmenistan”daki Anau”da yapılan kazılarda küçük bir taş levha üzerinde Sümer, Elam ve Harappa yazılarının ilk şekillerine benzeyen işaretler bulunmuştur. Ünlü Sümeroglardan A. Falkenstein, Hartmut Schmökel ve S.N. Kramer, herhangi bir geniş çalışma yapmadan Sümer dilinin Türk diline benzediğini belirtmişlerdi. Kramer, Çığ”a 28 Eylül 1990 yılında yazdığı bir mektupta Tarih Sümer”de Başlar başlıklı kitabı için şunları söylemektedir: “Ne de olsa bu kitap, büyük bir olasılıkla Türkçe gibi bitişken bir dil kullanan ve Güney Mezopotamya”ya 6-7 bin yıl önce Orta Asya”nın herhangi bir yerinden göçmüş olan Sümer halkı hakkındadır.”
Batılı Sümerologların büyük çoğunluğu Sümerlilerin Orta Asya kökenli olduklarını düşünmektedirler. H. Nissen de Sümerlilerin başka bir yerden göçtüklerine dair tezini, “Mezopotamya”da çok kısa bir zamanda büyük bir kültür oluşturmalarına” bağlıyor. “Çünkü böyle bir kültür yavaş yavaş gelişir. Eğer bu kültür Mezopotamya”da gelişseydi, böyle bir gelişmenin basamakları görülecekti” diyor. Çığ, Batılı Sümerologların, Sümerceyle Türkçe arasındaki benzerliğe dair önemli çalışmalar yapmamalarını, onların Türkçeye ve özellikle de ön Türkçeye hakim olmamalarına bağlıyor. Ona göre bu çalışmayı en iyi Türk kökenliler yapabilir.

Türkçe ile Sümerce arasındaki dil benzerliği üzerinde yoğunlaşan Türkmenistanlı, Azerbaycanlı, İranlı ve Türk bilim adamları, Prof. Atakişi Celiloğlu, Salih Diker, İranlı Roshan Kheyavi, Prof. Obman Nedim Tuna ve Ünal Mutlu- bu konuda yaptıkları çalışmaları yayımlamışlar. Bu çalışmaların da gösterdiği gibi Türkçe ile Sümerce”nin 400 ortak kelimesi bulunmaktadır. Buna ek olarak gramer yakınlığı görülmektedir. Kitabın en önemli özelliği ise Tufan efsanesine ilişkin neredeyse bütün tarihsel belgeleri içeriyor olmasıdır. Bu açıdan kitap ayrı bir değer kazanıyor.

SUMERLİLERDE TUFAN, TUFAN”DA TÜRKLER
Muazzez İlmiye Çığ
Kaynak Yayınları
2008

Ayrıntılı Haber

Bu yazı ile ilgili ne düşünüyorsun?
Dehşet (0) İlginç (0) Yararlı (1) Sıkıcı (0) Berbat (0)

Okunma 178

Benzer ileti yok.

Bir Yanıt Bırak

Yorum yazmak için kullanıcı girişi yapmalısınız.